25 Temmuz 2020 Cumartesi

DELİRİUM PODCAST & RADYO'LARDA SESLİ KİTAP


    
 DeLi'RiuM'u dinlemek için; 

                                                                      Apple PodCast

TRAFIKA EUROPE RADIO INTERVIEW JUNE 2020



Dinlemek için; 

DELİRİUM (Roman) CUMHURİYET KİTAP

16 TEMMUZ 2020 CUMHURİYET

Urzeni Yayınevi


Karantina Adası’nda başlayan olağanüstü karşılaşmalar karantina zamanlarında ifşa oluyor. DELİRİUM bir hatırlayış ve yüzleşme hikayesi...  Geçmişimizle olduğu kadar, kolektif hafızayla da tanışmamızın öyküsü.

Bu bir ölülerle konuşma kitabı!

Bin sekiz yüzlerin sonlarında salgın hastalık teşhisiyle Urla Karantina Adası’nda alıkonulan bazı insanlar, öldükleri halde adada tutsak kalıyorlar. Suçluluk duyguları ve kefaret ödeme arzuları, bu ruhları adaya tutsak ederken, onları ölümle yaşam arasında bırakıyor. Kendini birdenbire o zamanlarda bulan doktor Rüya Sezer, adada sıkışıp kalmış bu insanlarla iki gün geçiriyor. Salgınlar nedeniyle karantinaya alınan hastaların dile gelişiyle, bunlara tanıklık eden bir hekimin hezeyan mı, gerçek mi olduğunu bilemediğimiz anlatımlarıyla devam ediyor hikayemiz. Filozof Anaksagoras, şair Yorgo Seferis ve Türkan Saylan Hoca’yla karşılaşmalar da olup bitenlere kozmik bir gözden bakabilmeyi kolaylaştırıyor.

Romanın kahramanı Doktor Rüya Sezer gibi görünse de aslında her bölümde farklı bir hikâye ve o hikâyenin kendi kahramanları var. Modern tıp ve psikiyatri, kefaret ve bağışlanma talebi, suçluluk duygusu ve yas, karakterlerin ve olay örgüsünün atmosferini oluşturuyor. DELİRİUM, kayıplarımız hakkında; Akıl kaybı, sevdiğinin kaybı, uzuv kaybı, masumiyetin kaybı... İnsanın kendini olduğu gibi kabul etmeye ve kabul edildiğini görmeye duyduğu ihtiyacın dile gelişi... Öte dünya var mı, yok mu bunlarla ilgilenmiyor DELİRİUM, bu dünyaya saçılmış parçalarımızı toplayıp gidebilmenin peşinde daha çok… Zira kalan parçanın yarattığı tutsaklık sevdiklerimizin kalbinden geçerek son bulacak gibi görünüyor.

DELİRİUM, kendi gölgemizle tanışmaya hevesli olmadığımız zamanlarda bize ilham verecek güçte bir metin. “Burada benim de böyle bir yaram varmış meğer”, diyebilmek için yüreklendiriyor okurunu. Hikayesi dile gelenin acısı hafifliyor, okuyan ve yazan nefesiyle yoldaş oluyor birbirine…

Kitaptan;
                                  
                     “İnsanın besini kendisidir, bu da onu besin zincirinin zirvesine değil en aşağısına iliştirir. Bu fasit dairenin içinde kendini yiyip bitirmedikçe var olamaz insan. Yani aslında insan yoktur, oluşmaktadır, diyebiliriz. En iyisi şu; insan olmak diye bir şey varsa eğer, bu yaklaşmakta olan bir ışımaya kendini feda etme halidir. İnsan bir kabuktur. Varlığın ve yokluğun ötesinden geldiğini unuttuğu için yeryüzüne saplanıp kalmış bir ışığın kabuğudur. Yaşamak ve ölmek ikileminde büzüşür aklımız. Trajik olan da budur zaten; Batı'nın dilinden söylersek, To be or not to be! Budur kendimize biçtiğimiz değer. Şark'ın ağzıyla tekrarlarsak; Bir ihtimal daha var, o da ölmek mi dersin?” s.171







URLA TASARIM KÜTÜPHANESİ


27 Eylül 2019 Cuma

Yoga ve Zen’de Toplumsal Eleştirinin İmkanı / Pınar Nurhan

Ülke yönetirken senden bekleneni yap.
Savaşı beklenmeyeni yaparak kazan.
Hiçbir şey yapmadan kontrol et dünyayı.
Nereden mi biliyorum?
Buradan;
image
Dünyada ne kadar kısıtlama ve yasak olursa
O kadar yoksullaşır insanlar
Ülkede ne kadar uzman varsa
İşler o kadar içinden çıkılmaz olur
Becerikliler ne kadar cin fikirliyse
İcatları o kadar korkunçtur.
Ne kadar yüksek sesle bağırılırsa kanun ve düzen diye
O kadar çoğalır hırsızlar ve dolandırıcılar

O yüzden bilge önder der ki;
Ben bir şey yapmazsam insanlar başlarının çaresine bakarlar.
Ben sessizliği severim, insanlar adaleti kendileri bulurlar
Ben iş yapmazsam, insanların işleri rast gider.
Benim arzularım olmazsa, insanlar yontulmamış ağaç olur.[1]
Lao Tzu’nun Taoizm’in temel eseri olarak kabul edilen eseri Tao Te Ching,metaforlarla dolu anlam dünyasıyla okuyanı kendisini aramaya davet eder. Her okur kendi kendine oluşturduğu sorular ışığında bu metne yaklaşabilir. Her metin okurunun sorularıyla açılır ve kat kat anlam dünyalarını meraklı gözlere sunar. Hayatın anlamı, dünyanın varlığı, insanın ne olduğu, nereden gelip nereye gitmekte olduğumuz gibi ontolojik dertleri olmamış kişiler için bu tür metinler şiirsel söylemler olmaları yorumundan öteye gidemezler genelde. Tao Te Ching’de beni cezbeden en belirgin kıvrımlardan biri, sadece insan ruhunun yolculuğuna değil, onun sosyolojik ve politik bir varlık olarak dünya sahnesindeki konumuna dair söyledikleri oldu…
Aristoteles, insanın konuşan bir hayvan olmasından hareketle onun toplumsallığına ve politik varlığına vurgu yapmış ve insanı düşünen, toplumsal ve politik bir varlık olarak tanımlamıştır. İnsanı diğer varlıklardan ayıran şey, konuşma ve düşünme yetisidir. Bu yetiler, başkası olmadan yaşayamayan insan doğasının narinliğini, güce ve yeni olanaklara doğru yöneltir. Başkası olmadan yaşayamıyorum ama başkası varken de yaşamam güçleşiyor. Benim arzularım ve özgürlük alanımla başkasının arzuları ve özgürlük alanı kesiştiğinde mutsuzluk, ihlal, şiddet, dünya sahnesinde acımasız boyutlara varıyor. Adaletsizlik, haksızlık, eşitsizlik gibi kişisel ya da kolektif acıların çaresi kendi eliyle yarattığı politik sistemler gibi görülmüştür. Belki bir tek anarşistler (efendisizler) bunun dışında tutulabilir. Devlet ve onun kurumları olmadan da yaşanabileceğini, hatta devletin insan doğasına zarar verdiğini söyleyen Anarşizm’in ahlaki ve politik söylemlerine  Taoism, Zen Budizm, Beatnik Zen bağlamında ayrıca bakılabilir.
Alıntıladığım metin, Ursula K. Le Guin’in de yorumuyla sosyopolitik anlamını buluyor. Kendisini bir Taocu olarak tanımlayan Le Guin, yıllar evvel kaleme aldığı Mülksüzler (The Dispossessed) adlı romanında kurduğu Odocu Anarşist dünya ile Taoist eğilimlerini belirtmişti. Yukarıdaki şiirle ilgili şu yorumları yapmış Le Guin;
Wu Wei, yapmamak, eylemsizlik kavramının merkezindeki düşüncenin güçlü bir politik ifadesi bu bölüm. Benim korkunç dediğim şey, kelime anlamıyla ‘yeni’. Yeni            gariptir, garipse tekinsizdir. Yeni kötüdür. (Lao Tzu, değiştirmeye, özellikle ilerleme       adına değiştirmeye derinden, kesinlikle karşıdır. Iowa’lı bir çiftçi bile delişmen kalır  yanında) Tam olarak anti-entelektüel olduğunu düşünmüyorum ama zekanın çoğu             kullanımının kötücül olduğuna ve geliştirme planlarının hepsinin felaketle           sonuçlanacağına inanır. Gene de karamsar değildir. Hiçbir karamsar, insanların  başlarının çaresine bakabileceklerini ve kendi başlarına gelişebileceklerini         söylemez. Anarşistten karamsar olmaz.[2]
devamı linkte....
https://hariomyogamerkezi.tumblr.com/post/187137193951/yoga-ve-zende-toplumsal-ele%C5%9Ftirinin-imkan%C4%B1

TRT Radyo 1 Gecenin İçinden Edebiyat ve Felsefe










TRT Radyo 1 Gecenin İçinden Programında bu keyifli sohbete emeği geçen herkese çok teşekkür ederim... 29 Temmuz 2019